"İnanmayacaksınız ama Güngör
Tekçe çok uzun zamandır bizlere çok şey söylüyor..........................................
Heccavlık. Biliyorum Arapça bir sözcük. Hicveden, yeren anlamlarını içeriyor.
Hatta, daima hicveden, yeren gibi bir gizli anlamı olduğunu da düşünüyorum.
Güngör'ün Seğiren'deki şiirlerinin tümünde bu yergici tavrını görmek olası.....................................................................................................................................................
Güngör, lirizmin içine, lirik bir hiciv tavrı koyarak, şiirinin bir işlev
kazanmasını; başka bir deyişle sanatçı olarak görevini bu heccav tavrıyla
yerine getirmiş oluyor..........................................................................................
Konuları: Diyeceksiniz ki, 'Güngör yalnızca yergi mi yapıyor?' Hayır Güngör
aşkı da alıyor şiirlerinin kapsamına. Hatta, bütün insani haller'i de bulabiliyorsunuz
onun şiirlerinde. Ama tümüne baktığı ortak bir açı, ortak bir gözlük var.
Hepsinin odağında onaylamak değil, onay için gerekli olan tercihi sağlayacak,eleştirerek
seçimi gerçekleştirecek nesnel bir bakış açısı var.......................................................................................................
Sözün özü, Güngör'ün konuları, yıldızlardan aşka doğru çizeceğiniz bir çizgide
bütün düşündüklerinizi kapsıyor.
Şiirlerindeki dil: Çocuk parklarında salıncaklar vardır, bilirsiniz. Kaydıraklar
vardır, tahteravalliler vardır, dönen dolaplar vardır, çarpışan otomobiller,
görüntüyü abartan aynalar vardır, bilirsiniz. Güngör'ün şiirlerindeki dil,
bunlara benziyor; kolay gibi görünüyor her şey, ama aslında bu dile ulaşmak
çok zor. Yani onun dili zor bir dil. Bir şiiri okurken salıncağa biniyormuşsunuz
gibi kolay görünüyor size her şey. Ama salıncağı imal etmeye kalkışınca
ya da dönüşü kolay gibi görünen dönme dolabı kurup çalıştırmaya kalkışınca
işin zorluğunu anlıyorsunuz. Söylemeye gerek var mı? Kolayı yakalamak için
önce zoru öğrenmek zorundadır sanatçı. O zordan kendine göre kolayı, ancak
o zaman çıkarabilir. Çünkü kolayı yakalamak, kolay bir iş değildir.
Sonuç: Güngör'ün kitabı üstüne yazmayı istediğim, yazmam gereken çok şey
var daha. Henüz onun düşlerinden söz etmedim farkındaysanız. Kırgınlıklarını
anlatmadım. Kekremsi iç burukluğundan söz etmedim. Umutlarından, beklentilerinden
hiç mi hiç dem vurmadım. Hele hele Güngör'ün, çağdaşları arasındaki yeri
ve ayrıcalığı konusunda hiçbir notaya dokunmadım. Hatta mızrabı bile elime
almadım. Bir dergideki tanıtma yazısı bu kadar oluyor, n'aparsınız?"