Dinçer Sezgin, Radikal/Kitap, 17 Ağustos 2001
Şiir sabrı diye bir sabır vardır kimi ozanlarda. İşçiliktir bilinen adı. İşçilik şiirde çok derinlikler kazanır. Ve şiire derinlik verir. Şiir sabrına örnek bir ozan da Güngör Tekçe'dir. 2001 Cemal Süreya Şiir Ödülü'nü alan bu çalışma kanıttır bu sabra."
Hasan Hüseyin Yalvaç, Berfin-Bahar Dergisi, Temmuz 2001

"İnanmayacaksınız ama Güngör Tekçe çok uzun zamandır bizlere çok şey söylüyor..........................................
Heccavlık. Biliyorum Arapça bir sözcük. Hicveden, yeren anlamlarını içeriyor. Hatta, daima hicveden, yeren gibi bir gizli anlamı olduğunu da düşünüyorum. Güngör'ün Seğiren'deki şiirlerinin tümünde bu yergici tavrını görmek olası.....................................................................................................................................................
Güngör, lirizmin içine, lirik bir hiciv tavrı koyarak, şiirinin bir işlev kazanmasını; başka bir deyişle sanatçı olarak görevini bu heccav tavrıyla yerine getirmiş oluyor..........................................................................................
Konuları: Diyeceksiniz ki, 'Güngör yalnızca yergi mi yapıyor?' Hayır Güngör aşkı da alıyor şiirlerinin kapsamına. Hatta, bütün insani haller'i de bulabiliyorsunuz onun şiirlerinde. Ama tümüne baktığı ortak bir açı, ortak bir gözlük var. Hepsinin odağında onaylamak değil, onay için gerekli olan tercihi sağlayacak,eleştirerek seçimi gerçekleştirecek nesnel bir bakış açısı var.......................................................................................................
Sözün özü, Güngör'ün konuları, yıldızlardan aşka doğru çizeceğiniz bir çizgide bütün düşündüklerinizi kapsıyor.
Şiirlerindeki dil: Çocuk parklarında salıncaklar vardır, bilirsiniz. Kaydıraklar vardır, tahteravalliler vardır, dönen dolaplar vardır, çarpışan otomobiller, görüntüyü abartan aynalar vardır, bilirsiniz. Güngör'ün şiirlerindeki dil, bunlara benziyor; kolay gibi görünüyor her şey, ama aslında bu dile ulaşmak çok zor. Yani onun dili zor bir dil. Bir şiiri okurken salıncağa biniyormuşsunuz gibi kolay görünüyor size her şey. Ama salıncağı imal etmeye kalkışınca ya da dönüşü kolay gibi görünen dönme dolabı kurup çalıştırmaya kalkışınca işin zorluğunu anlıyorsunuz. Söylemeye gerek var mı? Kolayı yakalamak için önce zoru öğrenmek zorundadır sanatçı. O zordan kendine göre kolayı, ancak o zaman çıkarabilir. Çünkü kolayı yakalamak, kolay bir iş değildir.
Sonuç: Güngör'ün kitabı üstüne yazmayı istediğim, yazmam gereken çok şey var daha. Henüz onun düşlerinden söz etmedim farkındaysanız. Kırgınlıklarını anlatmadım. Kekremsi iç burukluğundan söz etmedim. Umutlarından, beklentilerinden hiç mi hiç dem vurmadım. Hele hele Güngör'ün, çağdaşları arasındaki yeri ve ayrıcalığı konusunda hiçbir notaya dokunmadım. Hatta mızrabı bile elime almadım. Bir dergideki tanıtma yazısı bu kadar oluyor, n'aparsınız?"