"Güngör Tekçe'nin Şiire Kesin Dönüşü

Güngör Tekçe'nin hayatını, kitaplarını ya da şairlik paftasını açıp önümüze serdiğimizde ve ayrıntılara dikkatle baktığımızda, onun yirmi beş yıllık suskunluk dönemine karşın, gene de ilgileri haklı kılacak özelliklerinin olduğu kolayca görülebilir. Güngör Tekçe'nin geri dönüşü-yanlış ve alışılmış bir deyimle kesin dönüş de diyebiliriz-şu bizim herkesin birbirini tanıdığı ya da tanımadığı (!) eski şairler köyüne, eski bir kazanımının iadesi anlamına gelir..........................................................................................................................................
Güngör Tekçe'yi-1937 İstanbul doğumlu olup da şiirleri ve çevirileri 1956'de yayımlanmaya başlayan, 1994'de de, ilk şiir kitabı Sabah mısın" ile okurlarıyla buluşan Güngör Tekçe'yi-bir şair olarak tanıtmaya çalışırsak, önce şiirin hiçbir nedenle gerçek şairin içinden sökülüp atılamayacağını kabul etmemiz gerekir. Çünkü bunun en çarpıcı örneğini Güngör Tekçe'de görüp umutlanmışızdır az çok. Çağın dayattığı koşulların, değişkenliği nedeniyle bir kural oluşturmadığı gerçeğini de..............................................................................
G. Tekçe'de güncel bir olayı, küçük bir özel hayat kırıntısını bile ayrıntı olarak değil, temel sorulara ulaşacak ana yolun döşemesi olarak kullanma eğilimi vardır. Ayrıntılara dağıtmaz şiirini, yaşanmış ve arka planını bildiği sözcüklerle, yani güvenli bir malzemeyle kurar biçemini. Dilin olanaklarını dikkatlice ölçüp biçer sanki. Sustuğu, şiiri ansızın bitiverdiği yerlerde bile bu dikkatli kullanım sürmektedir. Karşımıza çıkan bu boşluklar, anlamdan vazgeçen bir şairin özentili susmalarını değil, tam tersine anlam olarak sıkıştırılmış, yoğunlaştırılmış bir kara deliğe çekmek isteğini barındırır belki. Silik ve unutulmuş geçmişten, sonu belirsiz geleceğe giderken, bir daha geri dönmemecesine, o şiirin içinde kaybolma duygusu verir okura.............................................. .......
Şiirde geniş bir alanı kaplayan dinginlik ise baskıcı bir babanın sessizliği gibi ürkütücüdür. G. Tekçe'nin şirinde, görünüşte, ideolojik bir savunu, kavga, isyan, karşı koyma ve muhalefet gibi yaklaşımlar yoksa da, çağının getirip götürdüklerini kavramış bir aydın bilincinin sağlam izleri vardır kuşkusuz. Toplumdaki dayatmaların, baskıların sıkışıklığı arasından gizli bir su gibi sızar şiiri. Ve bu zorlanmışlık, onu ister istemez yarı örtülü bir anlatımın, bir derinliğe sığınmanın kıyılarına bırakır. Onun bir sözcüğünde bin çığlığın yankılandığını görmek olasıdır. Onun gülümsediği ve hüzünlendiği her şiirsel noktada, gerçek hayattaki nesnel karşılıklar da gizlenmektedir mutlaka. Hayatın her alanında daralmayı ve ekonomiyi öğrenmiştir. Ona yaşama hakkı verilen mekanlar da vardır, bütün şairlerin benzer bir yazgısı vardır aslında. Ama somut darlıklardan, şiirin geniş evine akmak, şairler için daha kolay ve daha manidardır. Güngör Tekçe de bu yetisini kullanır, az sayıda ve gösterişsiz sözcüklerle, kafanıza burgaç gibi işleyen sorular yöneltir size şiir yoluyla. Eski bir İstanbul deyimiyle, yer yer "hafif zarif"şiirlerdir yazdıkları ama, dikkatli bir okumadan sonra, o tehlikeli yalınlığın, yüreklere doğrulmuş bir silah olduğunu anlayıverirsiniz. İşte tam bu noktada, bir ölçüde "hafif" bir görüntüyle, böylesine "dokunaklı" şiirler yazabilmenin, G. Tekçe'nin özgün kişiliğinden ve yeteneğinden kaynaklandığını rahatça söyleyebiliriz. Kendisi böyle bir özelliği olduğunu belli etmekten özenle kaçınsa da, bu bir gerçek..........................................................................................................................................................................
Daha sonra yazdığı şiirlerin üzerinde de, Gülten Akın'ın Cemal Süreya'nın, Edip Cansever ve Tanpınar'ın bile gölgeleri dolaşıyor gibi gelse de size, sonra birdenbire anlarsınız hayal gördüğünüzü ve G. Tekçe'nin kendi öz sesiyle karşılaşıverirsiniz......................İlk kitaptan alınan genel izlenim şudur ki, G. Tekçe, en çok kendine benzeyen, hem kırılgan, hem de zekice arındırılmış bir şiir duygusu taşımaktadır içinde...............
Güngör Tekçe, dünyaya bir çocuğun penceresinden yaşlı bir bilge olarak bakmanın buruk keyfini ise, 1996'da peş peşe yayımladığı iki çocuk şiiri kitabıyla tattıracaktır bize. Era Yayınları'nca basılan, Büyüklere Kuşlu Mektuplar ve Kuşlu Mektuplarım Döndü adlı kitaplar, çocuk kitabı olarak tanıtılsa da, içindeki şiirler hem çocuklara, hem büyüklere hem de ruhunda her iki dönemi birlikte yaşayan yetişkinlere pek çok şey anlatacak şiirsel etkiye sahiptir. Şairin çocukları hedeflemesinin pek çok nedeni olabilir aslında. Yaşanmamış çocukluğuna, doğmamış çocuğuna, saflığını yitirmiş, bozulmuş, aldatılmış küçüklü büyüklü bütün dünyalara, elbet bir göndermesi olacaktır onun da. Anlatımdaki güler yüzlülük, anlayana bir sitemdir belki de......................
Uzun yıllar yazma dürtüsüyle nasıl başa çıktı, içinde çoğalan sözcüklerin isyanını nasıl bastırdı bilemem ama, bu üç kitaptan sonra yoğun bir şiirsel enerjinin ortaya çıktığı çok belirgin. Ve Seğiren'de, özgüveni pekişmiş, herkese sunulabilecek bir şiirsel iletisi olduğuna inanan, deneyimli bir şair vardır artık karşımızda. Yalın dili, derinlemesine okunduğunda, iyi bir şiir okurunun beklentilerine yanıt verebilecek niteliktedir..............
Belki de radyo oyunlarından kalma, ince bir alayın esintisi, bir tül gibi sarar şiirin yüzeyini..............................
O fazla yük yüklemez dizelere. Değinir ve geçer. Böylece gözünüzün önünde fotoğraf netleşmez ama, bir şeyleri duyumsarsınız. Bol sözcüklerle kalınlaştırılmamış dizelerin altından, doğanın ve hayatın mavi damarlarının geçtiği bellidir. O da yeter G. Tekçe'ye...............................................................................................
Karşılıklı bir sohbet sıcaklığının içinde, şiirin serin kuyularına çekildiğinizi hemen fark edersiniz. Her şiirde böyle tuzaklar vardır. Kuşlar, hani o bildiğiniz kuşlar, hep bir yerlere çarparak düşerler, her şey çocukların
boyunu aşar, şair kendi deyişiyle durmadan unutur, bir maviliktir yayılır, bir ince sudur akar, güller laleler bütün çağrışımlarıyla çıkar karşımıza, suskun ve zifiri gece zaten hep vardır içindeki tüm beyazlıklarla. Bu yinelenen imge ağırlıklı sözcükler, bir dünyayı bütünlerler aslında. Doğal olarak kendi içinde zıtlıklarla dolu, ama şairiyle tutarlı bağlantıları olan bir dünyayı.............................................................................................................................
O ince alay, acının çıplaklığını örter, el gün içine çıkarılacak duruma getirir belki de.........................................
Belki de, okura açmazlar sunmaktan keyif alan, belki de öğrencisine zor bir soru sormuş eski zaman öğretmenleri gibi kötü bir niyeti yoktur ama şairin yüzündeki sabırlı tebessümü ve beklentiyi okursunuz bu dizelerde......................................................................................................................................................................
Güngör Tekçe'nin muzip bir İstanbul efendisi duruşuyla, bahçe kapımıza bırakırmışçasına yayımlayıp bize armağan ettiği kitaplar, meraklısı için alışkanlık yaratacak düzeyde. En yeninin peşinde koşanlara, yapısı belki biraz tutucu gelse de, anlatımındaki doğallığı, yapmacıksız ve abartısız söz dizimi, şairin ruhuyla özdeş iç sesiyle, usta işi bir yapıt Seğiren. Dilerim arkası gelir............................................................................................
Seğiren, bu yaz rüzgar eserken de ortada dolaşmasını bildi. Zamanın ters akıntılarına dayanacak güçteydi çünkü niteliği. Şairin içtenliği ve Kalender Vapuru gibi bizden olması da cabası. Hiç kuşku yok ki, şiirleri okunduğunda, herkesi başka bir kıyıya taşıyacak olan, gene kendisi.

 

Melisa Gürpınar, Cumhuriyet/Kitap 30 Ağustos 2001