"Kalıcılığın Ölçütü Nitelik

...............................................................................................
- Genç yaşlarda yazmaya, çeviri yapmaya başladınız. O dönemin en saygın dergilerinden biri olan Varlık'ta
yazarken birden çekildiniz edebiyat dünyasından, Sabah mısın Temmuz 1994'de, Broy Yayınları'nca
yayınlanır. Bu ilk kitaba kadar geçen süreyi yazınsal açıdan özetler misiniz?
- ..............................................Birden çekildiğim doğrudur edebiyat dünyasından. Radyo programlarımı ve
radyo oyunlarımı edebiyattan saymazsanız eğer. Puntolarla basılan edebiyattan çekildiğim doğrudur ve bunun
için üzgünüm. Ama yayıncılık da bir görevdi ve 1961 Anayasası'nı yaşayan ülkemizde vazgeçemediğim bir
görevdi...........................................Sabah mısın adlı kitabımda yer alan şiirler 1956-94 arası çiziktirdiklerimdir.
38 yılda 55 şiir. Çok az değil mi? Yine de, kalıcılığın ölçütü-kalırsa eğer-nicelik değil, nitelik olsa gerek.
- Radyo programları, radyo oyunları şiir dünyanıza engel mi oldu, yoksa besledi mi sizi? Suskunluk döneminizi
birikme dönemi olarak değerlendirebilir miyiz?
- Radyo programlarım, radyo oyunlarım şiir dünyamı nereye kadar engelledi, nereye kadar besledi, bunun
dökümünü çıkarmak çok zor. Ancak öncelikle şunu söylemek isterim: şiir dünyam sözcüklerine siz
kullandığınız için yer veriyorum. Yoksa ben kendiliğimden şiir dünyam diye başlamam söze. Benim
poetikam gibi sözcükler benden uzaktır. En azından şimdilik. Bu alçakgönüllülükten değil, şiirde iyi kötü
ne zaman birkaç basamak tırmanmaya kalksam karşıma her seferinde yüz basamak daha çıkmasındandır.
Dönelim engelleme ya da besleme sorununa. Bu temelde, sözcük çeşitliliğiyle, bilgi çeşitliliğiyle, düz
yazıda kullanılan biçem çeşitliliğiyle ya da-tek sözcükle-zenginliğiyle şiirin bağlantılı olup olmadığı sorunu
gibi görünüyor bana. Evet, bağlantılıdır ve radyo programlarım, radyo oyunlarım bu anlamda, ama bir ölçüde
beslemiş olabilir şiirimi. Bir ölçüde diyorum, çünkü şiirde edinilmiş, bilinç düzeyine çıkmış birikimi aşan
bir şey var. O ne? O belki yaşadığımız ama bilinç-dışına sinmiş olandır. Yoksa hiç doğrudan yaşamadığımız
ama, insanlığın yüzbinlerce yıllık serüveninden genlerimize sinmiş olan mı? Bilmiyorum. Yaratının gizi de
bu olsa gerek.
Şu ana kadar beslenmek üzerineydi sözümüz. Bir de tam karşıtı var değil mi: Engelleme. Bir ölçüde
Şiirimi besleyen radyo programları ve radyo oyunlarımın, yine bir ölçüde engellediği de doğrudur. Ama bu
benim suçum değil, hepimizin bildiği gibi hoşgörüsüzün, huysuzun, kırkancın biridir şiir. Zamanın yanlış
paylaşımını hemen ödetir, çeker gider, tek dizelik bir not bile bırakmadan.
- İlk kitabınız Sabah mısın'dan sonra Büyüklere Kuşlu Mektuplar ve Kuşlu Mektuplarım Döndü adlarında
iki çocuk kitabınız okurla buluştu. Bu şiirler, bildiğimiz çocuk şiirlerinin dışındaydı. Bu farkı nasıl
açıklıyorsunuz? Büyüklerin yazdığı çocuk şiiri mi, yoksa şiirin içindeki çocuk imgeleminin şiiri mi?
- Çocuk imgelemi... Bu nasıl oldu: Net olarak bilmiyorum. 58 yaşındaydım ve sanki bir pencere açıldı. Bir
yıl boyunca sadece o şiirleri yazdım. Ve sonra pencere birden kapandı. Size çocukluğumdan çok az şey
anımsadığımı söylemiş miydim? Belki de sözcüklerimin yetersiz olduğu, ilk 7 yılında doğal olarak okuma
yazma bilmediğim o dönemde yaşadığım-ama hala tek tek anımsayamadığım-olguların izlenimleridir, 50'yi
aşkın yıl sonra ortaya çıkan. Bu bir varsayım elbet. Bir psikolog gerçeğe daha yakın bir tanımlama yapabilir.
Ancak iki kitabın altı ayda tükenmesi, hem çocuklar hem büyüklerce tüketilmesi, en azından çocukların çok
Çocuk, büyüklerin de çok büyük olmadığını gösterdi bana. Olayı usa vurarak diyebilirim ki, o şiirleri yazdım,
Bir borcu ödemek istedim, erkeklerin, daha da çok kadınların, ama en çok çocukların çektiği bir dünyada biraz
olsun yüzlerini güldürmek istedim. Diyebilirim ki, anlamları hiçbir zaman sözlükteki kadar olmayan,

zamanla, bilgiyle, kişisel deneyimleriyle, hatta eğilimlerle çeşitlenen, zenginleşen sözcükler dünyasına
yeterince egemen olamadıkları için onların dili olmak istedim. Diyebilirim ki, insanı, eninde sonunda bir
koşullandırma olan eğitimden, değerler dünyasına girişten önceki ilk ve en yalın haliyle yakalamak istedim.
Diyebilirim ki, en çok çocuklar kadar kıpır kıpır, onlar kadar durmuş-oturmuşluktan uzak, onlar kadar önceden
Ne yapacağı belirsiz, yanardağlarıyla, depremleriyle hiç de olgunlaşmaya niyeti olmadığını gösteren dünyaya
uyum sağlamak istedim. Ama bütün bunlar ne anlatır? Usa vurarak gerekçeler yaratmak. Ama şiir ne tek
başına usla yazılır, ne de gerekçeleriniz olduğu için. Biliyorsunuz, önce söz vardı. Nedeni hala belirsiz.
- Günümüz şiirini nasıl değerlendiriyorsunuz? Kendi şiiriniz bugünün şiirinde nereye oturuyor?
- Her sarsıcı akımdan sonra yaşanan dalgalanmanın giderek durulduğunu, havayı hem güçlü, hem incelikli
seslerin doldurmaya başladığını ve artık bir üçüncü yeni'ye gerek olmadığını düşünüyorum. Kendi şiirimin
Bugünün şiirinde nereye oturduğuna gelince: umarım bir yerlere oturuyordur, ne diyebilirim?"

Hasan Hüseyin Yalvaç, Papirüs, Mart 2001