Röportajı yapanlar: Hatice Meryem-Metin Üstündağ, Öküz Dergisi, Şubat 200l
...............................................Şiirde
humour çok önemlidir. O ince alayın temelinde bana göre kökleşmiş bir acı
vardır. Bunu Cemal Süreya'nın şiirinde de görüyoruz. Bu ince alay neşeye
bile dönüşebilir, yani hayatında çok büyük acılar yaşamış Beethoven'i düşünün,
dokuzuncu senfonideki koral bölümü, Shiller'in neşe şiirini düşünün. Acılar
eninde sonunda bir yaşam bilincine dönüşebilir. Gerçekten hayatı kavrayabilir.
Bu noktayı vardığı zaman insanın yaratıcılığının önü açılır. Ben hayata
hep olumlu bakan bir insanım, ama olumsuzluklar olmasa yaratıcılık diye
de bir şey olmaz. Hayatından memnun, işleri tıkır tıkır yürüyen bir adam
niye bu işlerle uğraşsın? Zaten böyle işlerin herhangi bir maddi karşılığı
yoktur ya da çok azdır, yani hiçbir zaman o çabaya değecek bir karşılık
yoktur ortada. Bu anlamda zaten sanatçının kavgası hayatladır aslında. Sanatçı
yaşamın kendisiyle karşı karşıyadır. O bakımdan yarışmalar konusunda şunu
söylemek isterim. Şairleri birbiriyle yarıştırmak bana çok anlamlı gelmiyor.
Yani sanatçının karşısında hayat gibi uçsuz bucaksız alan varken, şairlerin
yazdıklarının hangisi daha iyi hangisi daha kötü, bunun karırını kim verecek?
Olay budur. Gerçek yarış birebirdir ve zamanladır. Sanatçının eninde sonunda
amacı bir imdir. Yani hayata bir renk katmaktır. Öldükten sonra da kalacak
bir şey yapmaktır. Bir yarışmaya katılmış olmam bu düşüncemi engellemez.
Zamana hangimizin kalacağını, zamanın hangimizi yok edeceğini, elli yıl
sonra hangimizin bir şiirle hatırlanacağını ne bir jüri üyesi, ne bir eleştirmen,
ne de bir yazar bilebilir. Keşke hayatta olmayan şairleri anmak için yarışmalardan
başka bir yol bulunsaydı......................................................................................................................
Şu da var, Türkiye'de akçe her zaman önemliydi ama, ardından gelen başka
değerler de vardı. Bilim gibi , sanat gibi... Türkiye'de bu değerler özellikle
80'den sonra çok yara aldı. Bugün benim torunum için bunlar artık hiçbir
şey ifade etmiyor. Biliyor musunuz Cemal Süreya Ödülü'nü kazandığımı duyduğunda,
Dede ödül kaç para?diye sordu. Daha on dört yaşında. İşte bu enjeksiyonun
sonuçlarını bugün görüyorsunuz. Bir ülkenin gerçek zenginliğinin fabrikalardan
ibaret olmadığı bir gün anlaşılırsa, bilimin, sanatın ne denli değerli olduğu
toplumun katmanlarına enjekte edilmeye başlanırsa elbette bakış açısı değişmeye
başlayacaktır. Rilke zamanında kurulan fabrikalardan bugün hangisi ayakta,
ama Rilke ayakta...............................................................
Su, benim için çok önemlidir. Karşıdan kara parçası görünen denizi sevmem.
İnsanın içindeki sonsuzluk duygusuna göndermedir uzanıp giden su. Toprakla
uğraşırsınız ve istediğinizi genellikle alırsınız ama suyla uğraşamazsınız,
ona engelleyemezsiniz, dilediğin forma sokamazsınız, her zaman bağımsız,
her zaman biraz yabancıdır. Gülün kokusu aynıdır, rengini de bir ölçüde
belirleyebilirsiniz, ama suyun ne rengi, ne kokusu, ne sesi sizin içindir,
size doğrudur. Size değebilir ama umurunda bile değildir. Toprakla belki
tek ortak yanı ikisinin de Yahya Kemal'in dizesiyle ölüm maceramızı fark
etmemesidir. Suya ancak ve yalnızca saygı duyabilirim. Aslında ben kendime
şair diyemem, o benim söyleyebileceğim bir şey değil. Ben okyanusun kıyısında
dolaşan bir adamım. O kıyıdan birkaç pırıltılı taş toplayabildimse ne ala."