NAGEHAN
Eksikli padişahlar güldürürdü onları
Doğamamış şehzadeyle yüklüydüler
Bir adım ötedeydi saltanat kayığından
Sarayburnu akıntısı
Dışarda kar yağardı
Süzmek için fincanlara ılınmış güzelliğini
Özel tülbentleri vardı
Fısıldayarak konuşurlardı
Bir iğnenin deliğinden geçirip hoyrat dünya ahvalini
Gergeflere dokurlardı
Dilruba'ydı Çeşmidil'di Nagehan'dı
Osmanlı kadar genişti zaman
İçleri o kadar dar
Külhandaki kütük bile tutuşmazdı
Kafkasya'dan
Suriye'den
Nemçe'den
Sözcükleriyle ilk masallarının
Yetişmeseydi ru-zi-gar
Mevsimleri seve seve sundular
Siniler içinde meyveleriyle
Tek bir badem içinde
İç avluda lalalarla dolaşan
Sonbahar uzun bahardı
İBTİDA
Geçer kandiliyle zaman
Ayağını sürüyerek
Hangi suların altında şimdi
Gecenin seslerini indirdiğimiz liman
Ölüleri çoğaldıkça gemileri azalan
Biz değil miydik ibtida
Bir balığın salladığı beşikten
Yaban toprağa kayan
Biz değil miydik yamayan
Eksildikçe gökyüzünü yıldızlarla
Fosilleşmiş yaprağın taştaki hışırtısı
Zaman
Sevgili zaman
Okuduk notalarınızı
Uçtuk gözlerinizden
Bir iyilik gibiydiniz